Bu hafta sonu İstanbul’da gidilebilecek en kaliteli eğlence mekanlarından olan Babylon’daki Binboa Vodka’nın sponsor olduğu 3D Party’e gittim. 3D Party ne demek? sorusuna etkinliğin resmi web sitesindeki açıklamayı buraya ekleyerek cevap vermiş olayım:
“Şehrin ilk “3D” partisini 2008’de gerçekleştiren Babylon, üç farklı mekandan oluşan boyutlar ötesi çok eğlenceli 3D parti serisine bu sezon da devam ediyor. Ülkemizde elektronik müziğin önemli temsilcilerinden Yakuza ile birlikte 15 senelik efsaneleşmiş parti serisi Root Down’u Babylon’a taşıyacak olan dünyaca ünlü Rainer Trüby, retro, future jazz, Brazil, house, boogie ve drum and bass'i harmanlı eklektik setleriyle tanınıyor. Eş zamanlı olarak Babylon Lounge’da Jonny Rock, house ve disco soslu “Exotique Disco” adlı setini sunarken, Üst Katta Mabbas & Style-ist feat. Mc Jojo Banton ekibi “Britanya soslu” breakbeat, dubstep, drum and bass ve rock temalı dinamik bir set çalacak.”
Her renge ve her zevke uygun, Eğlence , Kaliteli müzik , dans kısacası süper bir mekan..
Girişte Binboa kızlarının ellerindeki Shot’ları gece boyunca ücretsiz dağıtması çok hoşuma gitti, ayrıca bardaki karışık meyve kokteyli denemeye değer ;)
Binboa Vodka’ya bu organizasyona sponsor olduğu için ayrıca teşekkür ediyorum.
Babylon
http://www.babylon.com.tr/tr/anasayfa/
Binboa Vodka
http://www.binboa.com
http://www.facebook.com/binboa
http://twitter.com/binboa
http://friendfeed.com/binboavodka
Yaratıcı bir proje , duymak ister misiniz?
evet :))
ozaman bu yazının başlığını iyice okuyun, Yeni Rakı gerçekten çok inovatif bir kampanya düzenleyerek "Yeni iletişim devi"
sloganıyla geniş bir sosyal medya çalışması başlattı. bu yazı bu çalışmanın bir ürünüdür :)) haksız değiller günümüzde insanlar
gerçek muhabbeti unuttular asosyalleştiler bilgisayar başında oturmayı sohbet etmeye tercih ettiler.
Sofra başı muhabbetleri yerini İnternet cafe dumanaltı Chat muhabbetlerine yerini bıraktı işte burda unutulmaz muhabbetlerin baştacı
Sofraların kralı Yeni Rakı devreye girdi ve bu durumu düzeltmek için ilgi çekici bir proje başlattı.
Sosyal medyayı çok etkili kullandı. Ülkemizde bloggerların kıymetini gerçekten bilen bir Şirket var :))
Gel gelelim gerçek muhabbete Sofra muhabbetine Yeni rakı muhabbetine..
Varsın kontorun olmasın en gudubet ağzı kapalı adamı bile konuşturur sofra mubabbeti.
Muhabbet Rakının en büyük mezesidir derler , içince şakıtır bülbül gibi ama
içmeyi bileceksin.. içmeden önce zeytin yağlıları götüreceksin.. Özeldir rakı öyle lüp diye içilmez törenle içilir
Rakı içmek için mezeler hazırlanır , ortam hazırlanır ağar ağr içilir bunların hepsi 2 kadeh için yapılır.. bir büyüğüm unutma Erhan
"Ölçülü olan Rakı, Ölçüyü kaçıran Zıkkım içer. İçmesin bilen günün tüm stresi arkasında bırakır ve evine girdiğinde
rahat bir aile huzuru yaşar Neyzen'e sormuşlar,
"Üstad rakı nasıl
içilir?" diye...Cevabı kısa olmuş: "Adam gibi"! Bu sözden şunu da
çıkarabilirsiniz: Rakı içeceğiniz kişi " Adam gibi Olmalı". Yani Rakı
Sever Rakı'sını
seçtiği gibi "Adamı'nı da seçer... Rakı "içmesini
bilenle" içilmelidir."
ee doğru söze ne hacet..
Aslında bukadar ahkam kesmeme rağmen ben bile yeni yeni öğreniyorum Rakı adabını zamanla gelişiyor zevke göre , sadece kederden değil mutlu ikende
muhabbete muhabbet katar herşeyden önce dökülürsün ilk aşkından başlar sonuna kadar gidersin buzun içinde içersin bahaya gidersin..
Yazarken canım öyle bir çektiki sormayın..
Ben apple cıları anlamıyorum
! İphone alanlara sorun neden aldın? Ekranı geniş internete rahat
giriyorum video film izliyorum. .
iPod neden alıcaksın? Aynı
şeyler. ” özellikleri sadece kullanılanlarını en iyi
yapmak ve diğerlerini kapatmak”
Buna katılmıyorum. Içinde Win 7
olan dokunmatik ekranlı bir alete bunu tercih ederim, uygulama açısından bir
kuruma bağlı kalmak istemem
Bende LG x130 netbook var 5.30 saat
gidiyor. Ve masaüstü bilgisayarımı açmıyorum bile internetle ilgili bütün
işlerimi görüyor, uzaktan bilgisayarıma bağlanıp
onuda kontrol ediyorum ve dünyada
yazılmış olan yazılımların %99 unu destekliyor ayrıca 400 TL, sunum yapabiliyorum , powerpointte sunum hazırlayabiliyorum
dosyalarımı sıkıştırabiliyorum vs...
Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını
başkalarının lütfünden beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını
yapmaya talibim.
1932'de bu sözleri söyleyerek Türkiye'de ilk uçak
fabrikasını kuran Nuri Demirağ, o yıllarda Türkiye'de dünya
standardında uçak yapmış; ama siyasi çarkları aşmasına müsaade
edilmemişti. Türkiye için son derece hayati önemi sahip bu ilk uçak
sanayi girişimcisinin şimdiye kadar bilinmeyen hayat hikayesini
hepimize örnek olması ve ufkumuzu açık tutması için aşağıda veriyoruz.
Montaj
sanayi mantığına karşı çıkarak, kendi teknolojimizle birlikte kendi
sanayimizi de kurmamız gerektiğini söyleyerek, hem ne kadar ileri
görüşlü olduğunu gösteren ve hem de bu yönüyle o devrin zenginlerinden
ayrılan Nuri Demirağ şöyle konuşuyordu: "Avrupa'dan, Amerika'dan
lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler
için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük
bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam
edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde
Avrupa ve Amerika'nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir
Türk tipi vücuda getirilmelidir." Milli sanayi ve milli kalkınma
konusundaki tavizsiz çabaları Nuri Demirağ'a pahalıya mal olacak ve bir
süre sonra önü inanılmaz bir şekilde kesilecektir.
Nuri Bey
1886 yılında Sivas'ın Divriği kazasında doğar. Üç yaşında babasını
kaybeder. Beş yaşında okula başlar. 1903 yılında, 17 yaşındayken,
Ziraat Bankası'nın açtığı sınavda başarı göstererek bankanın Kangal
kazasındaki şubesine tayin edilir. Uzun yıllar bu vazifeye devam eden
Nuri Bey, Maliye Bakanlığı'nın sınavını kazanarak Maliye Şubeleri
Müfettişi olarak İstanbul'a gelir.
O yıllarda Birinci Dünya
Savaşı'nda hüsrana uğramamızın neticesiyle Nuri Bey de, hüsrana uğramış
bir devletin gariban bir memuru olarak, azınlık gruplar ve işgalciler
tarafından bir çok hakarete maruz kalmıştı. Bu ağır hakaretleri içine
sindiremeyen Nuri Bey "Milli haysiyet ve şerefi, üçbuçuk Palikaryanın
ayakları altında çiğnenen bir hükümete memurluk edemem" diyerek 1919'da
görevinden istifa eder.
Müteşebbisliğe İlk Adım
Nuri
Bey, bundan sonra ne yapacağını düşünürken, cepte 252 lira sermayeyle,
Ketenciler'de küçük bir dükkanda, "Türk Zaferi" isminde sigara kağıdı
üretmeye başlar. İstanbul ve Anadolu, o zamana kadar azınlıkların
tekelinde olan yerli malı sigara kağıdını kapışır. Bu sayede Nuri
Bey'in kazancı günden güne artar. Bu teşebbüsün üzerinden henüz üç
buçuk sene gibi kısa bir süre geçmesine rağmen 252 lira ile işe
başlamış olan Nuri Bey'in elinde tam 84.000 liralık büyük bir kazanç
vardır. Nuri Bey kazandığı paraya, kendi şahsi parası olarak bakmıyor,
"Ben bu parayı cemiyetten kazandım, onu cemiyete faydalı işlerde
kullanmalıyım" diyordu.
İlk Büyük Müteahhitlik
Türkiye
Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında demiryollarını millileştirme politikası
gereği Samsun-Sivas demiryolu hattının inşasının Türk müteahhitlerine
verilmesi kararlaştırılmıştı. Nuri Bey, bunu duyunca hiç vakit
kaybetmeyerek ihaleye girer ve toplam 1250 kilometre demiryolu yapar,
ki günümüzde yaklaşık olarak 10.000 kilometre demiryolu olduğunu
düşünürsek bu rakamın ne kadar önemli olduğu anlaşılır. Tabii sadece
rayların döşenmesi değil, köprü ve tünellerin yapılması, engebeli
arazide dağların delinerek, çok büyük kayaların kırılarak yapıldığı zor
bir demiryoludur bu... Nuri Bey'in üstlendiği Samsun'dan Erzurum'a
kadar uzanan bu demiryollarının yapımı işinde o çevrenin halkı çalışır.
Nuri Bey'in başarısı, Samsun'dan Erzurum'a kadar demiryolu
döşemekle kalmamıştır. Samsun'dan başlayan ilk taahhüdüyle birlikte,
Fevzi paşa - Diyarbakır, Afyon - Dinar, Sivas - Erzurum, Irmak - Filyos
hatlarını yaparken, bir yandan da büyük inşaat işlerine atılarak,
Bursa'da Sümerbank'ın Merinos, Karabük'te Demir Çelik, İzmit'te
Selüloz, Sivas'ta Çimento fabrikalarıyla, İstanbul'daki büyük hal
binasını ve Eceabat - Havza şosesini yapmıştır. O sıralar soyadı kanunu
yeni çıkmıştı. Atatürk, Türkiye'nin bir çok yerini demir ağlarla ören
Nuri Bey'e "Demirağ" soyadının verilmesinin uygun olacağını söyleyince,
o da Demirağ soyadını almıştı.
T.C' nin İlk Uçak Fabrikası Kuruluyor
1930'lu
yıllara gelindiğinde dünyada ve Türkiye'de ekonomik sıkıntı had
safhadaydı. Bu yüzden orduya uçak ve benzeri ihtiyaçlar ancak halkın
himmetleriyle alınabiliyordu. O yıllarda ilginç bir kampanya
düzenleniyor ve her ilden toplanan paralar ile bir uçak alınıyor ve
alınan uçağın kuyruğuna da o ilin ismi yazılıyordu. Bunun yanında
zengin işadamları da tek başlarına uçak alarak devlete hibe
ediyorlardı. O zaman da, uçağın kuyruğuna o işadamının ismi
yazılıyordu.
Nuri Demirağ'a da gelir ve durumu izah ederler. Nuri
Bey de “Siz ne diyorsunuz? Benden bu millet için bir şey istiyorsanız,
en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz,
öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfünden beklememeliyiz. Ben
bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim” der. Sonra da hazırlıklara
başlar.
Nuri Bey, "Göklerine hakim olamayan milletler,
yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkumdur" diyerek önüne
çıkan bu fırsatı değerlendirir ve yanına aldığı mühendis ve
teknisyenlerle seyahatlere çıkarak incelemelerde bulunmaya başlar.
Almanya, Çekoslovakya ve İngiltere'deki uçak fabrikalarını gezer.
Nuri
Demirağ, 1936 senesi ortalarına doğru uçak fabrikası için hazırlıklara
başlamış ve ilk etapta on senelik bir program yapmıştı. Bir Çekoslovak
firması ile anlaşarak Beşiktaş'ta Hayrettin İskelesi'nde, bugün Deniz
Müzesi olarak kullanılan, o zamana göre modern bir bina yaptırdı.
Türkiye'nin
ilk uçak mühendislerinden Selahattin Alan, Nuri Demirağ'in en değerli
iş arkadaşlarından biriydi. Fransa'da uçak mühendisliği eğitimi yapan
Selahattin Alan, Nuri Demirağ ile çalışmaya başlamadan önce, Türk Hava
Kuvvetleri'nin Eskişehir'deki uçak bakım ve tamir atölyelerinde
görevliydi. Fransızca, İngilizce ve Almanca'yı çok iyi bilen bu genç
mühendis, ilk "Türk tipi" uçakların planını çizmiş ve yapımını
sağlamıştı. Nuri Demirağ ve Selahattin Alan, birlikte kolları sıvayarak
modern bir uçak fabrikası meydana getirmişlerdi. Ayrıca Nuri Demirağ
İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde bir uçak mühendisliği bölümü
açılması için öncülük etmiştir.
THK, Beşiktaş'taki fabrikaya
ilk olarak 65 adet planör, sonrasında 10 adet başlangıç eğitim uçağı
sipariş etti. Planörler, 1937-1938 yıllarında tamamlanarak teslim
edildi. Bu dönemde Selahaddin Alan'ın Eskişehir'de prototipini yaptığı,
NuD-36 rumuzuyla 24 adet uçak imal edildi. 1938 yılında, Alman
uzmanların da yardımıyla, NuD-38 rumuzlu, çift motorlu ve madeni
gövdeli, 6 kişilik yolcu uçağının dizaynına başlandı.
Nuri
Demirağ'ın Beşiktaş'taki fabrikada yapılan ve hiç bir bozukluk
göstermeden başarılı uçuşlarına devam eden uçakları, Türkiye'de olduğu
kadar yurtdışında da büyük yankılar uyandırmıştı. Hele çift motorlu,
barışta yolcu uçağı, savaşta istenildiği zaman eksiksiz bir bombardıman
uçağı görevini görecek şekilde yapılan ve saatte 270 kilometre hıza
ulaşan, 5 bin 500 metre yükseğe çıkabilen NuD-38 ‘in yapılması, dünya
uçak sanayicilerinin dikkatini birden Türkiye'ye ve Nuri Demirağ'ın
uçak fabrikasına çekmişti. Ürettiği NuD-38 adını taşıyan çift motorlu 6
kişilik yolcu uçağı yurt dışında büyük ilgi gördü ve bu uçaklar Dünya
havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı.
Türklerin kendi
uçaklarını kendilerinin yapması belli başlı uçak fabrikalarını
endişelendiriyordu. İngiliz ve Almanlara göre Amerika'nın endişeleri
daha büyüktü. Gerçi Türklerin bu işin altından kalkabileceklerine
inanmıyorlardı; fakat bu iş gerçekleşirse, ileride bir pazar
kaybetmenin endişesi içerisindeydiler. Bu düşüncedeki Amerikan Uçak
İmalatçıları Birliği, Türkiye'ye incelemelerde bulunmak üzere birliğin
başkanı Mr. Todd'u göndermişti.
Pilot Yetiştirecek ‘Gök Okulu' Yapılıyor
Artık
iş büyüyor; faaliyetlerin sınırları genişliyordu. Nuri Demirağ atölyede
yapılan uçakların testleri için bir piste ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden,
Yeşilköy 'de, şu anda Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan Elmas Paşa
Çiftliği'ni satın alarak, burada 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde
1000x1300 metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırdı. Bu sahanın
üzerine ayrıca, Nuri Demirağ Gök Okulu , uçak tamir atölyesi ve
hangarlar yapıldı.
Bu tesisleri yaptıran Nuri Demirağ,
"Türk'ün yaptığı uçakları elbette Türkiye'de yetişen pilotlar
uçuracaktır" düşüncesiyle hareket ediyordu. Bu yüzden havacılık üzerine
eğitim verecek, 150 yataklı bir yurdu da bulunan Gök Okulu'na,
üniversitede okuyan veya mezun olmuş öğrenciler alınıyor ve uçuş
eğitiminin yanı sıra uçağın teknik yapısıyla ilgili eğitimler de
verilerek pilot yetiştiriliyordu.
Yeşilköy'deki okuldan önce,
Sivas' ın hiçbir ilçesinde ortaokul yok iken doğduğu yer olan
Divriği'nde de bir Gök Ortaokulu açan Nuri Demirağ, Türk gençlerine
havacılığın zevkini aşılıyordu. Öğrencilerin yemek, içmek, yatmak,
öğrenim gibi bütün masraflarını karşılıyordu. Öğrencileri Ortaokul
tahsilini yaptıktan sonra da, lise ve yüksek okul tahsili yaptırmak
için İstanbul'a götürüyor; kalacak yer, okuyacak okul ayarlıyordu. Bu
yüzden içlerinden bir çoğu pilot olmuştu. Hepsiyle ayrı ayrı
ilgileniyor, her birine ayrıca ayda 150 lira burs veriyordu. Gök Okulu
öğretmenlerinin aylığı ise 350 liraydı.
Demirağ 'ın İşleri Ters Gitmeye Başlıyor
1939'da
THK, sipariş ettiği 65 adet uçak için imal edilen prototipe uygun
olmaması, uçakların akrobasi kabiliyetinin bulunmaması ve zamanında
teslimat yapılmaması gerekçeleriyle sözleşmeyi feshetti. Nuri
Demirağ'ın THK'ya açtığı davada iki ayrı bilirkişi raporunun olumlu
olmasına rağmen, siyasi baskıların etkisiyle Ankara Ticaret Mahkemesi
Demirağ'ın aleyhine karar verdi ve bu karar Demirağ'ın havacılık
konusundaki faaliyetlerine büyük ölçüde sekte vurdu. Nuri Demirağ
çalışmalarına bir süre daha devam etti. II. Dünya Savaşı sırasında
fabrikaya Westland Cysander tipi keşif/irtibat uçaklarının onarım ve
yedek parça üretimi verildi. Fakat 1943'te fabrika faaliyetlerini
durdurdu. Demirağ'a İspanya, Irak ve İran'dan gelen teklifler hükümet
tarafından engellendi. Gök Okulu kapatıldı. Yeşilköy'deki üzerinde
fabrika ve uçuş etüd merkezi olan tesisler havaalanı yapılmak üzere
‘yok fiyatına' istimlak edildi. Elde kalan uçaklar ise devredilemeyip
hurdacıya satıldı. Soyadını vererek, tüm çalışmalarını desteklediğini
açıklayan Atatürk, o sırada hayatta değildir.
Türk Hava Kurumu ile
olan davasını kaybeden Nuri Demirağ, başta o devrin Cumhurbaşkanı olmak
üzere bütün hükümet üyelerine sayısız mektuplar yazarak, bu yanlışlığın
düzeltilmesini ister. Ama kapılar bir kez daha yüzüne kapanır, ne kadar
zorlasa da fabrika açılmaz. Nuri Demirağ 10 milyonluk zararı sineye
çeker ( O yıllarda devlet bütçesi 200 milyon liradır).
Ne gariptir ki THK' nın almadığı bu uçaklar 16.000 uçuş yapar, senelerce uçar ve bir tek kaza dahi olmaz.
Uçakların
kifayetsiz oldukları için siparişin iptal edilmesi görünürdeki
sebeptir. Nuri Bey'in tüm atılımları karşısında, kendisini siyasi rakip
olarak gören o dönemin devlet adamları hep engel olmaya çalışmışlardır.
Uçakların siparişini iptal eden Türk Hava Kurumu, bunların yerine
Fransız Henrio uçaklarını alır. Ancak bu uçaklar satın alındığı zaman
serisinden kalkmış, hurdaya ayrılmışlardır. Zaten Türk Hava Kurumu da
uçakları kısa bir süre kullandıktan sonra, kullanılmayacak halde bir
kenara bırakır.
Fabrika kapatı ldıktan sonra, Nuri Demirağ
kendisine yapılan bu haksızlıktan dolayı, haklı davasını savunabilmek
için, bu ortamın değişmesi lazım diyerek politikaya atılmaya karar
verir. Mücadelesine politikacı olarak devam edecektir ve bu sebeple
1945 yılında Türkiye'nin ilk muhalefet partisini kurar. Ekonomik
alandaki atılımları engellenen Nuri Demirağ siyasal yaşamda da
dürüstlüğü ve ilkelerinden ödün vermezliği ile esen rüzgara karşı
durdu. Radyo kurmak istedi fakat ilk özel radyoyu kurmasına izin
verilmedi. Daha sonra 100.000 gazete basacak bir tesis kurmak istedi,
bu da engellendi. Demirağ, seçimlerde kendi partisi ile yeteri kadar
başarı gösteremez ve daha sonra 1954 yılında milletvekili seçilerek
meclise girer.
Nuri Demirağ açık sözlü ve doğru bildiğini
söylemekten çekinmeyen bir kişi olarak bir dönem milletvekilliği yapar
ve mecliste çok büyük mücadeleler verir. Çölleşme, tarım ve
hayvancılıkta gerileme, enerji, barajlar, köprüler, limanlar, körfezler
ve uluslararası işbirliği meclis kürsüsünden ulusun temsilcilerine
aktarmaya çalıştığı gerçeklerden bazılarıdır. Bir çok yasa önerisini
meclise sunar.
Nuri Demirağ ' ın en büyük kızı Mefkure Azak, babasının yaptığı tüm atılımlarda önüne geçmek istendiğini şöyle ifade ediyor:
“
En büyük engel devletin başındakiler ve çevresiydi. Nuri Demirağ parlar
da benim yerime geçer diye endişelenirlerdi. Bu yüzden tüm işlerine
engel olmaya çalıştılar. Uçak fabrikasının en iyi çalıştığı zamanlarda
İran'dan, Irak'tan uçak siparişi geliyordu; ancak ‘Yakarız yine de
kesinlikle sattırmayız' diyorlardı. Bir de köprü olayı vardır. Köprünün
yapımına Ali Çetinkaya karşı çıkıyordu. Kesinlikle yaptırmam diyordu.
Babam da köprüyü yapacağım, girişine de Ali Çetinkaya geçemez yazacağım
diye espri yapardı. Babam, bir doğum hastanesi yaptıracağım diyordu.
Hatta projelerini de yaptırmıştı. Onu belediyeye tatbik ettiremedi. O
zamanki belediye şehrin içerisinde bu kadar büyük hastane olmaz diye
imar vermedi. Tabii bunun arkasında büyük ihtimalle başka sebepler
vardır. Çok şeyler yaptı bu memlekete, ancak hep baltalandı. Babam
ölümüne yakın bana şöyle demişti. ‘30 sene erken gelmişim kızım, 30
sene sonra gelseydim bütün projelerimi yerine getirebilirdim. Onun için
her istediğime muvaffak olamadım' derdi. Benim bildiğim babam; hep
memlekete ne yapabilirim, neyi ilerletebilirim diye düşünür ve çaba
sarf ederdi”
Nuri Demirağ , ilk kez boğaz köprüsü düşüncesini
ortaya atarak 'yap-işlet-devret' modelini önermiştir. 1931 yılında
Asya'yı Avrupa ile birleştirmeyi düşündü. Amerika'dan uzmanlar
getirtti. 4 yıl süren etüd çalışmaları sonucunda Amerika'nın en büyük
çelik fabrikası ile de görüşerek bugün dahi sahip olamadığımız, içinden
demiryolunun da geçeceği bir köprü yapmak istedi ve hazırladığı
projeleri hükümete götürdü. Projeler Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya
tarafından “Olmaz bu iş, kentin güzelliğini bozar” denerek geri
çevrildi. Divriği'de yapmayı planladığı Gök Üniversitesi ve 100.000
kişilik sanayi kenti projesi engellendi. Nuri bey, ilk paraşüt
imalatını ve prefabrik ev imalatını gerçekleştirmiştir. Yabancıların
cirit attığı çimento tekelinin kırılmasını sağlamış, 1000 km.den fazla
demiryolu döşemiştir. 1942'de Keban'a baraj yapılmasını gündeme
getirdiğinde ileri görüşü anlaşılamamıştı.
Kırılıp
örselenmesine rağmen inancına, azmine, fedakarlığına ve ülke
ihtiyaçlarını tespit edebilme yeteneğine hayran kaldığımız ve yaşadığı
çağa sığmayan Nuri Bey, uzun engelli bir koşu gibi geçen yaşam
savaşımında yorgun düştü ve 1957 yılında bayrağı yarının gençlerine
yani bize uzatarak aramızdan ayrıldı. Bu ülkeyi yüceltmek için
bilgisini, yıllarını, hayatını ve ailesine mütevazı bir yaşam için
yetecek kadarını ayırarak tüm kişisel servetini feda etti.
Nuri
Demirağ , uçak sanayinde destek görse veya önü kesilmeseydi, Türkiye
ekonomisi, globalleşme sürecinin neresinde olurdu acaba?
Unutmayalım ki bu topraklar da daha nice Nuri DEMİRAĞ'lar ve onları yetiştirecek aziz Türk evlatları var.
2 kişi tarafından 5.0 olarak değerlendirildi
- Currently 5/5 Stars.
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
Tags:
İlk önce veri tabanımıza yeni bir tablo oluşturuyoruz:
CREATE TABLE [dbo].[tablename] (
[date] [datetime] NULL,
[time] [datetime] NULL ,
[c-ip] [varchar] (50) NULL ,
[cs-method] [varchar] (50) NULL ,
[cs-uri-stem] [varchar] (255) NULL ,
[cs-uri-query] [varchar] (2048) NULL ,
[sc-status] [int] NULL ,
[sc-bytes] [int] NULL ,
[time-taken] [int] NULL ,
[cs(User-Agent)] [varchar] (255) NULL ,
[cs(Cookie)] [varchar] (2048) NULL ,
[cs(Referer)] [varchar] (2048) NULL
)
ikinci olarak şu kodu çalıştırıyoruz.
BULK INSERT [dbo].[tablename] FROM 'c:\weblog.log'
WITH (
FIELDTERMINATOR = ' ',
ROWTERMINATOR = '\n'
)
olay tamam , ISS Loglarımız veri tabanına atıldı , istediğimiz sorguyu rahatca çekebiliriz ;)
Not:Bulk insert sırasında hata çıkarsa tablo daki alanların tipini nvarchar(MAX) olarak ayarlayıp tekrar deneyin